• Aydın9 °C

Halil KANARGI / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Halil KANARGI / Köşe Yazarı

ERMENİ MESELESİ

06 Ekim 2010 Çarşamba 12:21

ERMENİ MESELESİ

ÖNSÖZ

Büyük Milletimizin milli amacına yönelik dış tehdit unsurlarından biri haline gelen Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı, Fransa parlementosunda kabul edildi.  Şu sıralarda Amerika, İngiltere, İsveç ve Rusya’da meclis gündemlerine getirilmeye çalışılmaktadır.  “Ermeni Soykırımı” meselesi ile ilgili tarihsel gerçekleri araştırmak, bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek her Türk vatandaşının sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşırken adını “3UB” kuralı olarak koyduğum kurallar, hiçbir zaman unutulmamalıdır.

1- ULUSAL BENLİK..: Türk olana sahip çıkma. Bütün dünya üzerinde yaşayan ve Türk olan her kişi Ulusal Benliğimizin ve bizim bir parçamız olarak görülmeli ve sahiplenilmelidir. Avrupa’ da, Amerika’ da ve hatta içimizde olup ta kendisi çarpık ideolojilerin tutsağı haline gelmiş ve Türk’lüğe karşı geliştirilen siyasi organizasyonların tuzağına düşmüş  ve hiç farkında olmadan“ Komizim adına Türk’lüğe ihanet edip Rusçuluğu savunan”,” Din adına Türk’lüğe ihanet edip Arapçılığı (Urubecilik) savunan” binlerce vatandaşımız var. İşte bu durumdaki insanlarımıza Türk olduklarını bir kez daha hatırlatılmalıdır. Sahiplenilme duygusu kazanmak için yeterli olacaktır. Hiçbir insana aslı unutturulamaz.

2- ULUSAL BİLİNÇ..: Türk ulusunun bir ferdi olmanın vereceği güven duygusu ile dünyanın neresinde olursa olsun Türkiye’miz için çalışmak, ülkemizi yüceltmek ve ülkemiz ekonomisinin dünyada söz sahibi olmasını sağlamak, gelişen dünyanın her türlü ve her alandaki gelişme ve iyileştirmelerin ülkemiz de de kısa sürede hayata geçirilmesini, Türklüğün çağdaş dünyadan kopmamasını, geri kalmamasını sağlamaktır. Türk olmaktan gurur duymaktır.

3- ULUSAL BİRLİK..: Anayasamızın, 66. Maddesi —: Türk Devletine Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. ve Büyük Önderimizin “ Ne Mutlu Türküm Diyene” deyişi ulusal birliğimizin anahtarıdır. Ulısal Birlik; Dünyanın herhangi bir ülkesinde,  Ülkemiz aleyhine geliştirilecek en küçük olumsuz bir projeye karşı hem Avrupa hem Amerika’ da  ayni anda etkili bir biçimde tepki gösterilmesi ve dünya kamuoyu desteğinin yanımıza, haklılığımıza çekilmesidir.

     Eğer bu “3UB” kuralları unutulmasaydı veya yeterince işletilmiş olsaydı, bugün ne Amerika’da ne de Avrupa’nın bazı ülkelerinde Ermeni Soykırım tasarısı diye sunulan ve Bizim Atalarımızın kanlarını akıtan katillerin

torunları, dedelerinin tarih önünde işledikleri cinayetleri tersine döndürerek yine bizim sırtımıza yüklemek isteyenler bu cesareti asla bulamazlardı.

 

ERMENİ MESELESİNE GİRİŞ

 

          Anadolunun bir ucundan diğer ucuna, Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi gören Ermeniler bir taraftan Türklüğün adil, insani töresinden, diğer taraftan da İslamiyetin höşgörülü ve birleştirici siyasetinden faydalanma imkanı bulmuşlardır. Bu münasebetlerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan XIX.ncu yüzyılın sonlarına kadar ki devir ise Ermenilerin altın çağı olmuştur. Askerlikten kısmen de vergiden muaf tutulurken ticarette, zenaatte, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve Devlete bağlı, Milletle kaynaşmış, anlaşmış olduklarından " Millet-i Sadıka" "Tebaa-ı Sadıka" olarak kabul edilmişlerdir.

          Her çevre de Türkçe konuşan hatta dini ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan Devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Osmanlı Devleti'nin meseleleri üzerine Türkçe ve Yabancı dilde eserler yazanlar olmuştur.

          Ancak, Osmanlı Devleti' nin zayıflamaya başlayıp her konuda Avrupa'nın müdahalesi başgösterince, Türk-Ermeni ilişkilerinde bir bozulma, kötüleşme devri başlamıştır. Batılıların bir taraftan Ermenileri dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan koparma çabaları, diğer taraftan ülke içinde ve dışında kurulan, teşkilatlanan, silahlanan Ermeni Komitelerinin ve Patrikhane ve kiliselerinin menfi faaliyetleri sonucunda Ermeni Cemaati yavaş yavaş Türk toplumundan koparılmaya çalışılmıştır.

 

ERMENİLERİN OSMANLI İMPARATORLUĞUNDAKİ DAĞILIMLARI

 

Orhan Gazi Bursa'yı fethettikten sonra Ermenilerin ruhani liderlerini Bursa'ya yerleştirmiştir.

1451 yılında Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Arşovek Hovakim(Joachim) Yebiskopus'u ziyaret edip İstanbul'u fethedince kendisini cemaati ile birlikte oraya nakledip Patrik yapacağını bildirmiştir. Hovakim' e 10 yıl önce verdiği sözü tutan Fatih Sultan Mehmet, 1461 yılında Samatya daki Sulu Manastır da ( Surp Kevork ) Ermeni Patrikhanesini kurdurmuş ve Hovakim'i Patrik ilan etmiştir. 1475 yılında fethedilen Kefe' den ve 1479'larda Anadolu'nun çeşitli yerlerinden Ermeniler İstanbul'a getirilmiş ve yerleştirilmiştir.Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında da yapılan fetihlerde bütün Ermeniler Osmanlı Hakimiyetine girmiş ve bir çok aile ile sanatkar Ermeniler İstanbul'a yerleştirilmiştir.

Öyleki XIX.ncu yüzyıl başlarına gelindiğin de İstanbul' daki ermeni nüfusu 150.000 sayısına ulaşmıştır. Dünyanın en kalabalık Ermeni nüfusu olan şehri İstanbul olmustur.

          Tehcir (yer değiştirme) meselesini her zaman ve her yerde çarpıtarak dile getiren Ermeni yazarları, Osmanlı'nın bu gönüllü İskan Projesinden hiç bahsetmezler.

 

ERMENİ MESELESİNİ HAZIRLAYAN SEBEPLER

 

          1- Ermeni Kilisesisinin Rolü,

          2- Din Faktörünün Rolü,

          3- Misyonerlerin Faaliyetlerinin Rölü,

          4- Propagandanın Rolü,

               a- Dini Faaliyetlerin Baskısı

               b- Şuurlu Siyasi Propaganda

          5- Rus Çarlığının Türk Birliği Fikrine Engel Olma İsteği

                   

1- Ermeni kilisesi

          Ermeni Kilisesi başında bulunanlar Bizans Kilisesi karşısında ikinci sınıf ruhaniler kalmak yerine müstakil varlıklarını sürdürmek istemelerinden kaynaklanmıştır. Ermeni Kilisesi mevcudiyetini koruyabilmek için bir devlete ihtiyaç duymuştur. Ermeni devleti fikrini doğuran  Ermeni milleti değil,  Ermeni Kilisesidir.   Ermeni tarihçi Pastırmacıyan " Ermeni Kilisesi, Ermeni milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur" demektedir.

2- Din Faktörü

          Biz Türklerle Hristiyan milletlerin temaslarında din faktörü önemli bir yer tutmuştur. Müslüman olmamız sebebiyle biz Türklere karşı işletilen bu din faktörü Osmanlı İmparatorluğu'nda bir Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Müstakil veya en azından otonom bir Ermenistan vaadi ile kandırılan Ermeni kilisesi Osmanlı İmparatorluğu üzerinde oynanan oyunlara alet olmuşlardır.

 

3- Misyonerlerin Faaliyetleri

          Türkiye'ye gelen ilk Protestan Misyonerler, 1819 yılından itibaren gelmeye başlamışlardır. Teşkilatları olan " British and Foreign Bible Society " 1804 yılında kurulmuştur. Müslümanlar üzerindeki hristiyanlaştırma çalışmaları sonuç vermeyince Doğu Kilisesine yönelik çalışmaları yoğunlaştırmışlardır.

          Doğu Kilisesi dendiği zaman kastedilen gruplar, Ermeniler, Grekler ( Yunanlar ), Bulgarlar, Jakobitler, Nestoryenler, Kaldeonlar ve Maruniler dir.

Çalışma kuralları şunlardır.

Kiliseyi terketmek milleti terketmektir.

Dinsizlik vatan hainliğidir.

 

Misyonerler Ermenileri Protestan kilisesine kazqandırmışlar ve Ermeni isyanlarının zemininin hazırlanmasında önemli rol oynamışlardır.

4- Propaganda

          Ermeniler üzerinde propaganda faaliyetleri iki şekilde geliştirilmiş ve uygulanmıştır.

Dini Faaliyetlerin Baskısı : Dini faaliyetlerin dışında kalmanın, kiliseye gitmemenin vatana ve millete ihanet sayılması, kişinin toplumdan dışlanması.

Siyasi Propaganda : Dış dünya kamuoyu karşısında sürekli ve bilinçli olarak Türkiye ve Türkler aleyhinde kötü propaganda yapılması.

          Bu propagandaların etkisiyle ABD ve Avrupa ülkelerinde Ermeni soykırımı olarak tekrar tekrar gündeme getirilmesinin en önemli sebebi      " mağlup edilmiş ve parçalanmış Osmanlı İmparatorluğu'ndan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyetinin ortaya çıkışıdır."

          Şimdilerde daha iyi anlaşıldığı gibi Ermeni meselesinin ortaya çıkış sebebi, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Ermenilerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve siyasi statülerinden kaynaklanmadığı, bu meselenin temelinde sun'i olarak yaratılan ve Şark Meselesi adı ile anılan milletlerarası bir emperyalist stratejinin ve güçler dengesi politikasının yattığı bilinmektedir.

"ŞARK MESELESİ"..: Napolyon Bonapart' ın alt üst ettiği Avrupa'ya yeni bir düzen getirmek amacıyla 1815 yılında yapılan kongrede Rus delegelerin Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Hristiyan halkların durumuna dikkat çekmek için kullandıkları bir politik tabirdir. Aradan çok geçmeden  XIX.ncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve Hristiyan halklar lehlerine reformlar yapılması ve bu çerçevede kendilerini muhtariyet ve istiklale götürecek taviz ve imtiyazlar koparmayı ifade etmektedir. İşte basit bir ifade ve dikkat çekme isteği , Osmanlı İmparatorluğu'nun bölünmesi , parçalanması ve yıkılması ile sonuçlanmıştır. Sanki SEVR Antlaşmasının (TÜRK’SÜZ DÜNYA ANTLAŞMASI) maddeleri 1800 yılının ilk çeyreğinde yazılmış gibi.

 

5- Rus Çarlığının Türk Birliği Fikrine Engel Olma İsteği

          1800'lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişen JÖNTÜRKLER ve PANTÜRKİZM hareketlerinden ve büyük bir TÜRK BİRLİĞİNİN " Adriyatik’ten Japonya’ya kadar " gerçekleşmesinden korkan Çarlık Rusya’sı Ermeni Komite ve Derneklerine koşulsuz her türlü desteği "para, silah ve eğitimci" vermiştir.

 

 

ERMENİ KOMİTELERİ VE ERMENİ İSYANLARI

 

          1870 yılından başlayarak Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurmak için dernekler ve komiteler kurulmaya başlanır. Van ilinde " Kara Haç " ve " Armenakan ", Erzurum ilinde " Vatan Koruyucuları " adlı komiteler ve Van ilinde " Araratlı " , Muş ilinde " Okulsevenler " ve " Doğu ", Erzurumda " Milliyetçi Kadınlar " adlı dernekler kurulmuştur. Bu derneklerden " Araratlı "," Okulsevenler ", ve " Doğu " adlı dernekler daha sonra birleşerek " Ermenilerin Birleşik Cemiyeti " ni teşekkül ettirmişlerdir.

          İhtilalci siyasi parti olarak ortaya çıkan ilk teşekkül ise " ARMENAKAN " partisidir. Partinin kuruluş sebebi ihtilal yolu ile Ermenilerin kendilerini idare hakkını elde etmektir. Parti gayesine varmak için amacı ,

          a) Milliyetçi Ermenileri bir araya getirmek

          b) İhtilalci fikirler yaymak

          c) Üyelerine silah kullanmayı öğretmek

          d) Silah ve para temin etmek

          e) Gerilla harekatı yapacak kuvvetleri oluşturmak

          f) Halkı genel bir ayaklanma hareketine hazırlamaktır.

          Silah kullanma eğitimleri ve askeri strateji konusundaki bilgiler ve eğitimler Van Ermeni Okulunda Rus Konsolos Binbaşı KAMSARAGAN tarafından verilmiştir.

          Ayrıca Rus Çarlığı, Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurmuştur. 1887'de Cenevre'de Hınçak, 1890'da Tiflis'te Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu iki komitenin 110 yıl önce başladığı isyan ve terör hareketleri sonucu yaşanan olaylar şimdi karşımıza Ermeni soykırımı olarak hem ABD hem de Avrupa Ülkeleri'nde Temcit planı gibi ısıtılıp ısıtılıp konmaktadır. Oysa isyanı başlatanlar Ermenilerdir.

Şimdi isyanlara sırayla bakalım.

 

ERMENİ KATLİAMLARININ İÇ YÜZÜ

 

İlk isyan hareketi: 1890 yılındaki Erzurum İsyanıdır.

Diğer isyanlar:     1890 yılındaki Kumkapı gösterisidir.

               1894 yılındaki birinci Sasun İsyanı.

                       1895 yılındaki Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytin İsyanı.

                       1896 yılındaki Van İsyanı  Osmanlı Bankası işgali.

                       1903 yılındaki İkinci Sasun İsyanı.

                       1905 yılındaki Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi

                       1909 yılındaki Adana isyanı.

Bütün bu isyanları çıkaran Ermeni Komiteleri, Batı ülkeleri ve Hristiyan Kamuoyuna bu olayları "Türkler bizi katlediyor" şeklinde ters çevirerek aktarmışlardır. Gerçekte ise Ermeniler Türkleri katlediyordu. Yıllarca bir arada yaşamış komşu saydığı kişilerin bir anda silahla karşısına çıkmasını şaka sanan pek çok Türk katledilmiş ve öldürülmüştür.

          *İstanbul' daki Ermeni Patriği 6 Aralık 1876 yılındaki İngiliz Büyükelçisi ELLİOT' a " ....eğer Avrupa'nın bu işe müdahalesi ve dikkatinin çekilmesi için ihtilal ve isyan çıkarmak lazımsa, bunu hemen yapabiliriz " demiştir.

           *Yine İstanbul' daki İngiliz Büyükelçisi CURRİE, 28 Mart 1894 tarihinde İngiliz Dışişlerine şu raporu göndermiştir." Ermeni ihtilalcilerin hedefi karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini temin etmek ve böylece yabancı ülkelerin müdahale etmesini sağlamaktır."

*Ermenilerin 1894 Sasun ve 1895 Bab-ı Ali gösteri ve isyanlarının tertipçisi ve bunları Avrupa basınına yansıtığı için Demir Patrik ünvanıyla anılan Patrik İzmirliyan, görüştüğü Avrupalı gazeteci Georges Coulis'a şöyle bir beyanatta bulunmuştur. " Biz umutsuz milletlerdeniz. Bütün vasıtalara müracaat ederek savaşıyoruz, bu arada bazen suçsuz kimselerde zarar görüyorlarsa da, bunun önemi yok."

          Görülüyorki, Ermenilerin bunca kışkırtmayı Osmanlıların karşılık vermesini sağlamak ve batılı devletlerin yardımıyla, Selçuklular döneminden beri 1000 yıldır Türk toprakları olan yerlerde kendi vatanlarını kurmak gibi büyük bir hayali taşımaktadırlar.

          Ermeni zulümleri hakkında yabancılar tarafından yazılanlar,

          *Rus ordusunda görevli bir subay olan RAFAEL DE NOGALES Ermeni zulmü hakkında şunları yazmıştır. " Çarpışmalar fiilen başlayınca meclisteki Erzurum mebusu Garo Pasdermichan        ( Pastırmacıyan) ile üçüncü ordudaki bütün Ermeni Subay ve Askerler öte tarafa Rusya'ya geçti. Kısa süre sonra geri dönerek, köyleri yakmaya, ellerine geçen bütün masum müslümanları insafsız şekilde kılıçtan geçirmeye başladı."

          **CLAİR PRİCE ve FELİX VALYİ isimli yazarlar Van şehrimiz için şunu yazmışlardır. " Gönüllü çeteler nisan ayı sonunda Van'ı işgal ettiler ve Türk halkını katliama tabi tuttuktan sonra 6 Mayıs günü Van eyaletini müslümanlardan temizlenmiş olarak Rus kuvvetlerine teslim ettiler.

          ***New York Herald gazetesi muhabiri SİDNEY WHİTMAN Erzurum' daki İngiliz Konsolosu GRAVES'e şu soruyu sormuştur."Eğer bu memlekete hiç bir Ermeni Komitecisi gelmemiş olsaydı ve Ermenileri isyana kışkırtmasaydı, bu çarpışmalar olurmuydu?" Graves'in cevabı "Tabiki hayır. sanmam ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun." demiştir.

          ****Yine Van'daki İngiliz Konsolos Yardımcısı WİLLİAMS, 4 Mart 1896 tarihli yazısında " Taşnak ve Hınçak'ların kendi vatandaşlarını terörize ettiklerini, aşırılık ve çılgınlıklarıyla halkı kışkırttıklarını reform çabalarını felce uğrattıklarını ve bütün Anadolu'da olup bitenlerden İşlenen cinayetlerden Ermeni Komitelerinin sorumlu olduğunu belirtmiştir.

          *****Amerika'da yayınlanan  Ermeni gazetesi GOÇNAK'ın 24 Mayıs 1915 tarihli nüshasında Ermenilerin Kendi katliamlarını onaylayan şu cümle vardır." Van'da yalnızca 1500 Türk kaldı." Katliamı Ermeniler yapmıştır ve gerçeği kendileri itiraf etmiştir.

          İşte Bizi, Büyük Türk Ulusunu  kendiliğinden temize çıkaran cevaplar. Ermeni gazetesi Goçnak, Yabancı yazarlar, bir Rus subayı ve bir İngilizin ağzından, hem de Konsolos olan bir İngilizin ağzından.

          Rus Çarlığı Romanof döneminden (1804 yılından ) beri en büyük hayalleri olan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını alarak beyaz sulara        ( AKDENİZ'e ) inme rüyasını ,Türkiye' yi yutma hayalleri ve yaptıkları Türk düşmanlığının bedelini Koministlere can vererek ödemişlerdir.

          Rusya'yı yönetenler ister Çar, İster Kominist ve İsterse Peresteroykacı olsun beyaz sulara inme rüyasını her gece rüyalarında görmektedirler. Dünya durdukça da bu rüyayı sadece uykularında göreceklerdir.

          Avrupalılar bunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar ama bizi köşeye kıstırmak için ayak oyunlarına devam ediyorlar ve edeceklerdir. İlk ve en önemli amaçları Osmanlı İmparatorluğu' nu parçalamaktı. Bunu başardılar ve SEVR antlaşmasını imzalattılar. Sandılar ki Türkler tarih sahnesinden çekildi. Ama MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü unutmuşlardı. TÜRK'SÜZ DÜNYA oyununu sahneye koyamadılar. Şimdiki amaçları ise Türkiyemizi Cumhuriyetimiz parçalamak ve SEVR'i yeniden hortlatmak. Ama bu sefer de MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ün çoçuklarını unutuyorlar.

 

 

TEHCİR KARARI VE TATBİKATI

 

          Birinci dünya savaşının başlaması ve Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesi Ermeniler tarafından büyük bir fırsat olarak görülmüştür. Rusların desteğini arkasına alan Taşnak ve Hınçak komiteleri Ermenileri isyana teşvik eden talimatlar yayınlamışlardır.

          TAŞNAK KOMİTESİ TALİMATI .: Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkarılmalı ve Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemesi halinde ise, Ermeni askerler silahları ile birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir.

          HINÇAK KOMİTESİ TALİMATI .: Komite bütün gücüyle mücadeleye katılarak İtilaf Devletlerinin ve özellikle Rusya'nın müttefik sıfatıyla Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve Azerbeycan'da zaferi temin için her türlü vasıta ile İtilaf Devletlerine yardım edilecektir.

          Bu talimatlarla verilen emirler fazlası ile yerine getirilmiştir.Yıllardır Ermeni ve Misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silahlar ortaya çıkarılmış ve komitecilere dağıtılmıştır.Bundan sonra askerlik şubeleri basılarak silahlara el konmuş ve çeteler silahlandırılmıştır. Silahlanan çeteler, Komitelerin " Kurtulmak istiyorsan önce komşunu öldür." talimatı üzerine, erkekleri cephede olduğu için savunmasız kalan Türk şehir,  kasabala ve köylerine saldırarak katliama girişmişlerdir. Ayrıca Türk birliklerinin harekatını engellemişlerdir. Türk birliklerini arkadan vurmuşlar, yaralı askerleri pusuya düşürmüşler ve öldürmüşlerdir. Köprü ve yolları tahrip etmişler ve Rus işgalini kolaylaştırmışlardır.

          Rus kuvvetlerinin saflarındaki Ermeni gönüllü alaylarının yaptıkları zulüm okadar ağır olmuştur ki, Rus komutanlığı bazı Ermeni gönüllü birliklerini cepheden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır.

          Bu Komiteler din adamlarının etkisi ile 1890 yılından itibaren sayısız cinayetler işlenmiştir. 1896 yılında bu isyan ve Patrikhanelerin menfi faaliyetlerine set çekmek için Sultan Abdülhamit bir uzlaşma teklif etmiş ve bu işle Hariciye Nezareti müşteşarı olan Ermeni Artin Dadyan paşayla yeğeni Dertad Dadyan ve Vagınak Acemyan'ı görevlendirip Cenevre'ye göndermiştir. Asıl amaçları ıslahat değil Ermenistan'ın bağımsızlığı olan Ermeni Komiteleri TAŞNAKSUTYUN kanadı aracılığıyla uzlaşma tekliflerini hemen red etmişlerdir. Bunun sonucunda Tehcir kanunu uygulamaya konmuştur.

          Daha pek çok katliamlar var yabancı yazarların yazdığı. Ama sanırım yukarıda yazılanlar bile Tehcir kararının ne kadar haklı olduğunu göstermek için yeterlidir.

          Osmanlı Devleti ise, bu isyanlara karşı her devletin yapacağını yapmış ve isyanları bastırmak için asilerin, çetelerin üstüne kuvvet göndermiştir. Ermeniler ise bastırılan her isyanı sanki Ermeni katliamı yapılıyormuş gibi dış dünyaya yansıtmışlardır.

          Bütün bu olumsuzluklar ve Türklerin katledilmesi sonucu Osmanlı Hükümeti Ermeni cemaatinin önde gelenlerini çağırarak Türkler'e yapılan katliamların durdurulmaması ve devam etmesi halinde tedbir alacağını bildirmiştir. Bu bildirim netice vermeyince 24 Nisan 1915 Ermeni Komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhinde faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır.

          Ermenilerin her yıl katliam yıl dönümü diye andıkları 24 Nisan tarihi, devletine ihanet etmiş 235 Ermeni anarşistin tutuklandığı tarihtir.

          Osmanlı Hükümeti maruz kaldığı büyük iç ve dış tehlikeyi atlatmak için, benzer tehlikelerle karşılaşan ülkelerin almakta tereddüt etmeyeceği bir tedbire başvurarak Ermenileri daha güneydeki Osmanlı topraklarına Suriye'ye nakletmiştir. Bununla ilgili "Sevk ve İskan Kanunu" 14 Mayıs 1333 (27 Mayıs 1915) tarihlidir. 1 Haziran 1915 tarihli Takvim-i Vekai gazetesinde yayınlanmıştır.

Bu kanun için Ermenilerin dünyaca ünlü tarihçisinin söylediği söze dikkat ediniz.

          Ermeni tarihçi Leo ( Arakel Babakhanan) Osmanlı Hükümetinin çıkardığı tehcir kanunu için," OSMANLI DEVLETİ, Rus kışkırtmalarına  kapılarak ve Rus silahlarına güvenerek karışıklıklar ve isyanlar çıkaran Ermeni Komiteleri karşısında kendi varlığını koruma hakkını kullanmıştır." demiştir.

Bir Ermeni tarihçi, yalana ve ihanete kaçmadan gerçeği dile getirebiliyor.

 

 

 

PADİŞAH II. ABDÜLHAMİT'İN ERMENİ İSYANLARI İÇİN SÖYLEDİKLERİ

 

          Ermeniler harici tesirlerle isyana sürüklenmişlerdir. Tabiatları itibarıyla çekingen ve dünya nimetlerine düşkün olan Ermenilerin isyana karar vermeleri için, bu işin bir evveliyatı olması lazımdır. Ermeni hareketinde tertib olmadığını söylemek gülünç olur. Bu hareket Merzifon'daki dini mektebin 1826 yılında kurulmasından sonra başlamıştır. Bu mektebi bitirenler Ermenileri bir millet halinde birleştirmek gayesiyle komiteler teşkil etmişlerdir. Atina'daki İnkılapçı Ermeni Komitesinin memleketimizde bir isyan çıkarmayı kararlaştırdığı tesbit edilmiştir.(1891) Bundan sonra ikinci derece komiteler olan Andon Redschuri'ler her tarafta teşekkül etmeye başlamıştır.1882 senesi noelinde bütün Ermeni kiliselerinde Ermenileri açıktan isyana davet eden ilanlar yapılmıştır. O ZAMAN ONLARA KARŞI GÖSTERDİĞİMİZ SABIR, ACABA HANGİ MEMLEKETTE BULUNABİLİRDİ...?

          Bu sözlere dikkat edilirse; İslam inancıyla bütünleşen Türklük Asaleti tahammül edilmesi en zor durumlarda bile sabır kervanını kalkan olarak kullanmaktan çekinmemiştir. Biz Türklerin Allah’a olan sevgisi, Yunus Emre’nin  “Yaradılanı Hoşgör, Yaradan’dan Ötürü” deyişindeki gibi Türklüğe karşı girişilen yoketme, Türklerin en kutsalı olan vatan topraklarını elinden alma hareketlerine karşı gösterilen sabrı, ne kadar güzel anlatmaktadır.

 

SONUÇ

 

          Ermeniler tarafından ortaya atılan soykırım iddialarının esasını teşkil eden ana düşünce " Büyük Ermenistan hayalidir." 1911 yılı Osmanlı İmparatorluğu Dış İşleri bakanı Ermeni Kapriel Norodungyan'ın hazırladığı " Doğu Anadolu muz, Doğu Kara denizimiz ve Güneydoğu Anadolu muzun büyük bir bölümünü ve batıda Amasya ilini de içine alan ve İngiliz Büyükelçisine sunduğu Büyük Ermenistan Haritası ve sunarken söylediği söz " Burada Büyük Ermenistan’ı kurunuz, sizin kulunuz köleniz olalım." hayalinden başka bir şey değildir. Hayal olarak ta kalmaya mahkumdur. 1973 ve 1985 yılları arasında Ermeni ASALA terör örgütü tarafından 100'e yakın yetişmiş ve ulusu için çalışan Diplomatımız ve Dış İşleri görevlilerimiz şehit edilmiştir.

          15 Ekim 2000 Pazar günkü Hürriyet gazetesinde 1981 yılı Paris Konsolosluğumuzu basarak Cemal ÖZEN isimli görevlimizi şehit eden ASALA militanı KEVORK GÜZELYAN, gazetecimiz Faruk Bildirici'nin bazı sorularına çok manalı cevaplar vermiştir.

F.B.:  ASALA başarılı idiyse neden dağıldı?

K.G.: "ASALA dağılmadı, artık bizim davamızı sürdüren insanlar var." Şu cevaba dikkat ediniz. ASALA silahlı çatışmayı başkalarına mı, PKK' ya mı devretti acaba.

K.G.: "Ermeniler, Ermenistan'da yaşayacak."

F.B.:  Zaten Ermenistan'da yaşamıyor musunuz?

K.G.: "Büyük Ermenistan'da yaşayacağız."

           Bu sözlerde kastedilen Büyük Ermenistan, yukarıda sözünü ettiğimiz den başkası değil. Yıl 2001 Kapriel Norodungyan'ın Büyük Ermenistan hayali, aradan 90 yıl geçmesine rağmen Kevork Güzelyan'ın da değişmez hayali olmuş.

          Ermeni Komitelerinin sloganı " Türkü ve Kürdü nerede ve hangi şartlarda görürsen öldür" idi.

          Emperyalist güçlerin son oyunu Ermeni meselesi yanında bir de Kürt meselesi çıkartılarak,Kürt-Ermeni işbirliği ile çıkarlarını korumak istemeleri yani " Şark Meselesi" ni yeniden sahneye koyma çalışmalarıdır.

          Kürt-Ermeni işbirliğinde baş rolü yine Ruslar oynamaktadır. Kürdolog yetiştirmek için " Kürdoloji Enstitüsü " açmakta ve Ermeniler ile Kürtler'in ayni ırktan olduğu safsatasını ortaya atarak tarihi emellerini " Romanof Çarlığı döneminden bu yana sıcak denizlere, AKDENİZ'e inme hedefini Kürtlerin sırtından gerçekleştirmek istemektedir. Oysa Çanakkale Şehitliklerine gidip bir baksalar, orada İzmirli, Siirtli, Bergamalı, Bingöllü, Ödemişli, Sinoplu, Gaziantepli, Karslı, Vanlı, Edirneli, Hakkarili, ve Türkiye'mizin her köşesinden bu vatan uğruna Şehit olmuş koyun koyuna yatan gençlerimizin arasında bir tane Ermeni'ye rastlayamazsınız.

          İnsanoğlu teknolojiyi ve zekasını geliştiriyor, ancak kinci, hemcinsine eziyet eden ve hemcinsini öldürmekten vazgeçmeyen iç dünyalarını bir türlü geliştiremiyorlar.

          Batının, insan hakları anlayışı, binlerce BOSNALI Müslüman’ın öldürülmesinden sonra aklına geldi. Yine ülkemizde Batının, insan hakları anlayışı, Devletimiz aleyhine çalışan milletvekilleri, Terör örgütlerinin beyinleri, ülkemizde cinayet işleyen katiller ve cezaevleri oluyor. Oysa kendi başlarına bir örgüt musallat olduğu zaman yargısız infazdan asla çekinmiyorlar.

          Türkün tarih boyunca uğradığı zulmü görmezlikten gelmek, hakkın ve adaletin bütününü  öldürür. Türk milleti olarak, kan davası gütmek, cinayetler işlemek ve intikam almak gibi hareketlere başvurmak inancımıza da, tarihi şeref ve asaletimize de yakışmaz. Ancak hakikatleri ortaya koymak, unutulmamalıdır ki milli ve insani bir vazife, bu güne ve geleceğimize karşı sorumluluğumuzdur.

         

Kaynak..: 1- Ermenilerin asılsız soykırım iddialarına cevap.

                  İsmet Binark. Türk Yurdu Yayınları

                 2-Ermeniler ve 1915 Tehcir olayı

                 Doç.Dr.Azmi Süslü                                         

                                                                                         Halil KANARGI

                                                                                         Sivil Savunma Uzmanı

Bu yazı toplam 778 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Aydın Özel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 8148480 | Haber Yazılımı: CM Bilişim