• Aydın24 °C

Halil KANARGI / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Halil KANARGI / Köşe Yazarı

SABOTAJ, SABIR, SONUÇ

09 Şubat 2011 Çarşamba 12:35

İnsanoğlunun doğuştan var olan sahiplenme, sevgi, paylaşma, ait olma, kin, nefret, çekememezlik gibi duygulara sahiptir. Bu duygular bir arada bulunduğu sürece insan tehlikeli olmaktan, tehdit unsuru olmaktan her zaman uzak kalır. Ancak bu duygular bölünür ve parçalanırsa, insanın kendi kendini, insanın hemcinsini, insanın doğayı yok etme, her şeye zarar verme güdüleri ortaya çıkar. Bu duyguların bölünmesi ve parçalanması çok çeşitli sebeplerle olabilir. Günlük hayatın getirdiği ekonomik sorunlar, ortak yaşamın tekdüzeliği, iş yaşamının getirdiği sorunlar, duygu ve düşüncelerini anlatamamanın, paylaşamamanın getirdiği sorunlar, yalnızlığın getirdiği sorunlar bunların başında gelir. En önemli sabepse Fikri Sabotajdır. Pasif Sabotaj ilkesi gibi görünsede ortaya çıkan sonuçları yönünden Fikri Sabotaj; Milli amaca yönelik iç tehditleri arttıran sabotaj ilkesidir. Sabotajın tanımına bir bakalım.

SABOTAJ: İnsanlar arasında var olan kin ve nefret duygularıyla ortaya çıkan zarar verme arzularından, politik, ideolojik, etnik ve dini karşıt grupların amaçlarını gerçekleştirme ilkelerine ve uluslar arası savaşlarda en az insan aracılığıyla düşmanın savaş gücünü kırma arzusuna kadar çok geniş alanlarda uygulanan saldırgan ve yıkıcı faaliyetlerdir, diye tanımlanır. Aktif ve Pasif Sabotaj olarak ikiye ayrılır.

            Günümüzde fikri sabotajın en yaygın olarak kullanıldığı alanlar, insanların yaşama biçimi ve şekliyle doğru orantılı olarak gelişen iletişim ve haberleşme teknolojileri ve demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan sözel ve yazılı basın organlarıdır. Anayasamızın 25.nci maddesi “Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.” ve Anayasamızın 26.ncı maddesi “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” der. İnsanın yaradılışı gereği böyle de olmalıdır. Yüce Yaradan insana akıl vermiştir. Aklı sayesinde insan düşünür, düşündüğünü anlatır, doğruyu bularak uygulamasını yapar. Ancak, bütün bunları yaparken Büyük Türk Milletinin her ferdinin gelecek nesillere karşı olan sorumluluğuna dikkat etmesi gerekmez mi?

Cumhuriyetimize, Ulusal Kişilerimize, Ulusal Kurumlarımıza yapılan hakaretlerden tutunda, bölücü ve yıkıcı unsurların faaliyetleriyle, yaptıkları kirli ve kanlı işleri haklı çıkarma çabalarına kadar çok geniş bir yelpazede fikri sabotörler iş başındadır. Neler yapıyorlar bir bakalım.

·     Türk hukuk sistemimize yönelik “ Tek hukuklu toplum sistemi getiren Cumhuriyet hukuku iflas etmiştir, İnsanlar adaleti bulamıyorlar” diyen çok hukuklu toplum sistemi özlemi içinde yanıp tutuşan ümmet toplumu anlayışını benimsemiş kişiler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların daha dünyaya gözlerini açmadan, tek hukuklu toplum sistemine Osmanlı İmparatorluğu’nun 1863 yılında geçtiğini bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar, ama; fikir sabotörlüğünü kim yapacak?

·     Büyük Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’e, Cumhurbaşkanlarımıza, Milletvekillerimize hakaret  ve küfür edenler, bu kişilerin Ulusal Kişilerimiz olduğunu bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar, ama; fikir sabotörlüğünü kim yapacak?

·     Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik “ Yattığı yerden yiyiyor, şimdi karşılığını ödesin.”, “Türk Silahlı Kuvvetleri büyük tüketici.”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin atacak mermisi yok.” Diyenler; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “GÜVENLİK” ürettiğini bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar, ama; fikir sabotörlüğünü kim yapacak?

·     Parlemetomuza, Anayasa Mahkemesine, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Polisimize, Milli Eğitimimize, Yargıtaya, Cumhuriyet Başsavcılığımıza,hakaret ve küfür yağdıranlar, bu kurumlarımızın Ulusal Kurumlarımız olduğunu bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar, ama; fikir sabotörlüğünü kim yapacak?

·     Bütün dünya devletlerinde var olan devlet kurucularının anıtlarına, “Kurtuluş Günleri, Ölüm Günleri” gibi böylesine özel ve önemli günlerde çelenk koyma ve saygı ile anma törenine içi sızlayarak gittiğini söyleyen kişilerin gerçek amaçları toplumu germek, kamplara bölmek fikri sabotörlüğünden başka ne olabilir?

·     Bu liste sayfalarca uzatılabilir.

Bizler, Büyük Türk Milletinin her ferdi, kendi içimizde sağcı, solcu, şu partici bu partici, laik, antilaik, alevi, sünni gibi yapay olarak dayatılan, devlet yönetim organizasyonunda hiç bir şekilde yeri olmayan kamplara ayrılırsak (Devlet yönetim organizasyonu iç işlerinde uzlaşı ile, diğer devletlere karşı ise kuvvet ve menfaat ilkesine uygun olarak şekillendirilir) bakın kimlerin ekmeğine yağ süreriz.

 

            Avrupa’nın birinci Hitler’i Napolyon Bonaparte’nin altüst ettiği Avrupa’ya çekidüzen vermek amacıyla 1815 yılında toplanan konferansta Rus, İngiliz ve Fransız delegeleri tarafından Avrupa’yla ilgisi olmayan “ŞARK MESELESİ” fikri ortaya atılmıştır.

ŞARK MESELESİ ; Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Hristiyan halkların durumuna dikkat çekmek, İmparatorluk topraklarında yaşayan Hristiyan halklar lehine reformlar yapmak, Hristiyan halkları muhtariyet ve istiklale götürecek imtiyazları koparmak, yani kısaca İmparatorluğu parçalamak fikridir.

1815 yılında ortaya atılan bu fikrin ilk ürünü 1828 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığına kavuşması olmuştur. 1821 yılında başlayan isyan hareketleri yedi yıl sürmüş, Navarin’de Osmanlı donanmasının Ruslar tarafından yakılması sonucunda Edirne Antlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığı tanınmıştır.

1815 yılında ortaya atılan bu fikir 105 yıl sonra SEVR antlaşması olarak karşımıza gelmiştir. SEVR antlaşmasının sonucu iki kelimelik bir cümledir, “TÜRKSÜZ DÜNYA”. 105 yıl önce Rus, İngiliz ve Fransızların ortaklaşa yazdığı Türksüz Dünya oyunu sahneye konmuş ancak seyirci bulamamıştır. Seyirci bulan tek oyun ise MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün sahneye koyduğu “KURTULUŞ” oyunu olmuştur.

Yine Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olan ve Teba-ı Sadıka (Sadık Millet) olarak adlandırılan Ermeniler, bu konferansta alınan kararlar sonucu, İngiliz, Fransız ve Ruslar tarafından kışkırtılarak ve techiz edilerek (Silahlandırılarak) başta Doğu Anadolumuz olmak üzere Yurdumuzun pek çok yerinde isyan çıkarmış ve katliamlar yapmışlardır. Bu katliamları durdurmak için 24 Nisan 1915 yılında Ermeni Komiteleri ve Cemiyetleri kapatılmış, bu komitelerin ve cemiyetlerin yöneticileri olan 235 Ermeni devlet aleyhine faaliyet göstermek suçundan tutuklanmıştır. Bu gün soykırımı anma günü olarak kutlanan 24 Nisan, 235 Ermeni Komitecinin tutuklandığı gündür. Osmanlı İmparatorluğu, kendi vatanına ihanet eden Ermenileri, 27 Mayıs 1915 tarihli “Sevk ve İskan Kanunu” ile yine kendi toprakları olan Suriye’ye sevk etmiş ve yerleştirmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun kendi varlığını korumak için çıkardığı bu kanunun 86 yıl sonraki yansıması “Ermeni katliamı yapılmıştır” şeklinde olmuştur. Önce Fransa, sonra İngiltere bu yansımayı meclislerinde karar haline getirme çalışmalarını tamamlamışlardır. Bunun arkası da gelecektir. Rusya ve diğer Avrupa devletleri bu kararı sırayla tanıyacak ve meclislerinde alacaklardır. Yakın bir zamanda Avrupa Birliğine girme şartı olarak, Ermeni soykırımını tanımamız istenecektir.

Kıbrıs adası için yaptıkları da ortada. Adayı Osmanlı’dan kiralayan İngilizlerin oyunlarıyla Yunanlılara peşkeş çektiler, şimdi ise Güney Kıbrısı Avrupa Birliğine alarak “Kıbrıstan Askerinizi Çekin” sizi Avrupa Birliğine alalım diyeceklerdir.

Türklük şuuru ile Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı bulunan Kürt asıllı vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi olmayan, Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamı olan PKK terör örgütünün on beş yıl boyunca yaptığı katliamları, şehit ettiği otuz üç bin  Türk insanını unutacaklar ve PKK ile yapılan silahlı mücadeleyi tersine çevirerek, “ Türkiye Cumhuriyeti Devleti Doğu Anadolu’da Kürt katliamı yapmıştır, Kürt soykırımını tanıyın” diye dayatacaklardır.

Rusya’da açtıkları Kürt enstitüsünde Kürtler ile Ermenilerin ayni soydan geldiğini ispatlama çabası içindedirler. Bu çabalar açıkça gösteriyor ki PKK Asala’nın devamı olan bir Ermeni örgütüdür.

Avrupalılar Kıbrıs’ta Rumların yaptıkları katliamları unuttular. 2004 yılında Kıbrıs Rum Kesimini Kıbrıs’ın tamamını temsil edecek şekilde Avrupa Birliği’ne alacaklar. Kıbrıs’tan askerlerimizi çekmemizi isteyecekler. Çekmezsek bizi işgalci sayacaklar. Avrupa Birliği bize savaş açıncaya kadar bu işi götürecektir. Yeniden bir Çanakkale savaşı yaşayabiliriz.

Her zaman hazır ve tetikte olmalıyız.

Bu yazı toplam 961 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Aydın Özel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 8148480 | Haber Yazılımı: CM Bilişim