• Aydın17 °C

Ahmet SAKAR / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet SAKAR / Köşe Yazarı

Yiğit Bulut a Mektup

13 Haziran 2009 Cumartesi 17:34

Sayın Yiğit BULUT, son günlerde özellikle sizin okurlarınız için oldukça ses getiren yazılarınızı bir arkadaşımın tavsiyesi ile okudum. bazı duyguları ve düşüncelerimi sizinle bu köşeden paylaşmak istedim.

 

      Özellikle şu cümleniz çok değerli ve önemli "Ve bir türlü açıklayamıyorlar; “ilkel” olmakla suçladıkları “yaratıcı zekâ” tezine karşı “big bang” yani durup dururken “büyük bir patlama olduğuna” inanmanın “yaratıcıya” inanmaktan neden daha “mantıklı” olduğunu". Şunu belirtmeliyim bilim tarihi açısından bakıldığında "yaratıcı zekâyı" kabul etmeyenler "bing bang" teorisinden (o günlerde bing bang pekte itibar edilmeyen bir teoriydi. Eninstain dahi bu teoriyi göz ardı etmesini yıllar sonra akademik kariyerinin en büyük hatası olarak değerlendirmiştir.) önce statik evren (durağan evren) teorisine sarılıyorlardı. 

 

       Benim sizinle paylaşmak istediğim nokta ise şu; bilim dediğimiz olgunun bugün dahi inanılmaz bir önyargılar kabuğu ile çevrili olması. İnsanoğlu Ay'a gitti yer gök inledi. halbuki uzay dediğimiz bu büyük yapıda Ay'a gitmek evin bir odasından diğer odasına geçmek bile değil. kendimizi o kadar abartıyoruz ki. Lütfen düşünün 10 üzeri 13 bu rakamın ne ifade ettiğini çok iyi bilirsiniz. Dünyamızdan 10 üzeri 13 km uzaklaştığımızda dünya görülemeyecek kadar bir toz parçası bile değil. yaratıcı zeka için mikrop bile değil dünyanın uzay içindeki konumu. Peki, bu konumdaki dünyamızda neden evrim olsun ki? Dünya’yı çok büyük sanıyor onu ve içindeki hayatı açıklamaya çalışırken kullandığımız teoriye bakar mısınız? insanlar marsa gidip orda "hayat" var mı diye "su " arıyorlar. Önyargıya bakar mısınız? hayatın şartı neden su olsun ki? o gerçek bizim dünyamız için geçerli.

 

       “Yaratıcı zekayı” kabul etsek ve onun yaratma sıfatının bizim kavrayamayacağımız kadar geniş olduğunu kabul etsek ve olayları açıklarken bir takım kanunlardan bağımsız bakabilsek olaylara biraz hayal edebilsek, su olmadan ışık olmadan ya da ne bileyim mesela yerçekimi olmadan da acaba canlılık var olabilir mi diyebilsek ve çok daha geniş bir çerçeveden bakabilsek. bilim sizce hangi noktaları yakalar. İnanın ki bugün bilim geldiği noktaya  önyargılarla çevrili olarak geldi. 5 duyu aslında ne kadar büyük bir önyargı olarak ortada kalıyor. 

 

       Şunu çok iyi biliyorum ki, her şey yaratıcı bir zekânın irade etmesiyle başladı. bilim dediğimiz olguyu O yarattı. Gözle görülemeyecek kadar küçük o toz parçasında bilim yaptığımızı iddia ediyoruz. Fizik dediğimiz şeyin komşu galaksi de karşılığı nedir acaba? bunu o yaratıcı zekadan başka kimse bilemez. bilinmesinin bir tek yolu var. Önyargılarımızdan sıyrılmamız. Neden bilmem kaç yüzyıl evvel yaşamış bir adamın teorisine takılıp kalıyoruz .(saygı duyarız, bilim tarihi açısından yaşadığı dönemdeki gelişmeler açısından yön vermiş, fikir vermiş olabilir. Ama saplanıp kalmamak lazım) neden bir kaç tane tanrı tanımazın bilim dediğimiz olguyu boğmaya çalışmasına seyirci oluyoruz. Darwin’in teorisini yaratıcıyı inkar için kullanmıyorlar mı? onlar yüzünden fizik yaratıcısını tanımıyor. tanımadığı için güdük kaldı. Ve biz fizik bilmini, birbirimizi daha çok nasıl öldürürüz diye kullanıyoruz.

 

      Son olarak şunu belirteyim, bir gün fizik yaratıcısını tanıyacak, önyargılarından sıyrılıp bizim fizikötesi (bu da bir önyargı) dediğimiz şeylerin dahi nasıl kolayca formüle döküldüğünü göreceğiz.

 

      Çok teşekkür ederim.   

Bu yazı toplam 946 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Aydın Özel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 8148480 | Haber Yazılımı: CM Bilişim