• Aydın24 °C

Alper DERELİOĞLU / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Alper DERELİOĞLU / Köşe Yazarı

ZAGREP’DE ÇARESİZLİK VARDI

16 Kasım 2011 Çarşamba 02:10

*** ZAGREP’DE ÇARESİZLİK VARDI ***

                 Değerli okuyucularım uzun bir aradan sonra hepinize selamlarımı sunarım. Onca şey yaşadık, onca kriz gördük son bir ayda. Önce şehit haberleri yüreğimizi dağladı. Ardından Van 7.2 ile sallandı. Ardından gelen 5,6 da her şeyin tuzu biberi oldu. Bu arada vergilere yapılan zamlar, pardon uyarlamalar moralimizi bozdu. Tam bu sıkıntılı gündemin kucağında Ulusal Futbol Takımımızın Euro 2012 Baraj Maçları imdatımıza yetişti. En azından öyle zannettik. Önce Hırvatistan bize üçlük attı ve biz bu üçlüğü çıkaramadık. Yine Finallere gidemedik. Ancak perşembenin geleceği çarşambadan belli idi. Şimdi size hezimete giden makro ve mikro nedenleri sıralayayım.

                HİDDİNK’LE ZAMAN KAYBI YAŞANDI

                Ulusal Takımımız İmparator Terim’in görevi bıraktığı 11 Ekim 2009’dan, Mr. Hiddink’in teknik patron olduğu 12 Mart 2010 tarihine kadar tam 5 ay boyunca teknik patronsuz bırakıldı. Bu süre içerisinde takımımız halen yardımcı mı değil mi anlayamadığımız antrenörlere emanet edildi. Tam 5 ay havanda su dövüldü. Ardından uluslar arası kariyeri çok iyi olan, 90’lı yılların başında bir dönem Fenerbahçe’yi çalıştıran Guus Hiddink getirildi. Hiddink görevi başında iken emekliliğini ilan eden bir futbol antrenörü olarak da bence spor tarihi kitaplarına geçti. Hiddink geldiğinde 2008’de mucizevi bir şekilde ilk dörde kalmış, 2010 Dünya Kupası elemelerinde İspanya ile aynı grupta yer alma talihsizliği yaşamış, Bosna Hersek’in istikrarlı performansı sonucu grubu ancak 3. bitirebilen, moralsiz ve eski enerjisinden yoksun bir ulusal takım devraldı. Önceki turnuvalarda mücadele ettiğimiz iskelet kadrodan Nihat KAHVECİ, Tuncay ŞANLI, Rüştü REÇBER, Emre AŞIK, Servet ÇETİN, Ayhan AKMAN ve Tümer METİN gibi önemli silahlarımız artık yoktu. Elinde sınırlı ve genelde gençlerden oluşan bir kadro vardı. Almancı genç oyuncularımız ile yakaladığımız genç jenerasyondan yeteri kadar faydalanamadı. Oyunu okuyan,özgüvenini kazanan genç oyuncuları kazanamadı.Elbetteki baştan bir takım bir yılda kuurlmaz. Ancak o bir yılda iki futbolcumuzu kazansak, A Milli Takımın kare ası yapsak iyi değil miydi.  Takım içinde  Takım oyunu oynatamadı. Zira Hiddink’in kafasında kendince oluşan bir oyun kurgusu ve taktik anlayışı vardı. Gol atmaktan çok defans yapıp rakibin hatalarını beklyen bu anlayış bize hiç uymadı. Ulusal Takımımız her zaman hücum futbolu oynamaya çalışan, daha çok kanat akınları ile sonuca giden bir yapıya sahiptir. Ama Hiddink bütün bunları tekmili birden sildi. Yerine ucube bir sistem inşa etti.

                 Hiddink oyuncularıyla iletişimden yoksun bir görev yaptı. Ama bunu da dert etmedi. Öyle rahattı ki aday kadroları belirlemek için takımlarımızın lig ve Avrupa maçlarını izlemeye tenezzül etmedi. Ülkesine gitti, tatilini yaptı ve döndü. Bizi bir futbol ülkesi olmamakla itham etti. Sadece duygularımızı sahaya yansıttığımızı, teknik taktik ve bileşenlerinden yoksun olduğumuzu söyledi. Bir futbol ekolü yaratamadığımızı anlattı. Cuma akşamı Arena Stadında Hırvatistan ile yaptığımız ilk maçtan sonra yaptığı basın açıklamasında; ‘’Rakip ceza sahasında pozisyon yaratacak gücümüz yoktu.’’ Bile dedi. Hiddink elbette ki para için geldi. Onun için Türk Ulusal Futbol Takımı Finallere gitmiş gitmemiş pek de önemli değildi. Bunca acı deneyime rağmen halen daha ders alamamış olmamız yine bize pahalıya mal oldu.

                  

                 EN BÜYÜK HASTALIĞIMIZ YABANCI HAYRANLIĞI

                  Gelen her yabancı antrenörü kurtarıcı ilan etme yanlışından ne zaman vazgeçeceğiz bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. O da artık Türrkiye Liglerinde Dünyanın her yerinde teknik adamlık yapabilecek kişileri yetiştirmiş olduğumuz. Bir Abdullah AVCI, bir Tolunay KAFKAS, bir Rıza ÇALIMBAY, bir Ertuğrul SAĞLAM değindiğim görüşe verilebilecek en güzel örneklerdir. Aynı Fatih TERİMLER, Coşkun ÖZARILAR, Mustafa DENİZLİLER, Gündüz KILIÇLAR, Şenol GÜNEŞLER gibi. Türk teknik adam en parlak yabancıdan iyidir. Bunu da istatistikler doğrulamaktadır. Tabi ki hoca sorununu çözmekle de tüm problemlerimizi çözemiyoruz. Alınan sonuçlara endeksli bir futbol kültürü ile de savaşmamız gerekiyor. Kulüplerimizin alt yapılarına daha çok finansman ayırmak lazım. Alt yapıya yapılan yatırımların sonucunu bugünden başlasak inanın bana on yıl sonra alırız. Ama önce futbolu yöneten kulüplerin zihniyet değişikliğine gitmeleri gerekiyor. Galatasaray’ın Türkiye’ye 2000 yılında futbolda kazandırdığı en büyük başarı olan UEFA Kupasını kazanan kadroda en az 10 futbolcunun kulübün alt yapısında yetişmiş olması bir tesadüf olamaz. Ama bu konuda istikrar gerekiyor. Zihniyette istikrar inanın bana neticelerde de istikrarı getirecektir. Eskiden tesisi yetersizliğinden, finansal zorluklardan dem vururduk. Şimdi tesis de var, finansal olanaklarda. Artık hiçbir bahanemiz kalmadı. Tam bir yol ayrımındayız.

                     

                          ŞİKE DOSYASI VE YAŞANAN DEPREM

                          Bir de liglerimizdeki futbol kalitesini yükseltmemiz gerekiyor. Uçuk transfer rakamları ve yanlış transfer politikaları Türk Futbolunu uçurumun eşiğine getirdi. Tüm bunlara Temmuz Ayındaki büyük operasyonla başlayan şike dosyası eklendi. Türk Futbolunu temizlemeden futbol ülkesi olacağımıza inanan bir kişinin bile olduğuna bile inanmıyorum. Futbolu bir düşler sahnesi olarak algılayan bir toplumsal yapıay da ihtiyacımız var. ‘’You’ll never walk alone’’ nidaları atan, takımı yense de yenilse de efendiliğinden taviz vermeyen taraftar gruplarına büyük özlemimiz var. Holganizmi, şikeyi ve teşvik primini engellemek için yasalar çıkardık. Kulüpler Birliğine üye tüm kulüplerimiz T.F.F.’na bizzat gidip ‘’Biz bu yasayı ısrarla istiyoruz.’’ şeklinde beyanda bulundular ve bizzat gidip imzalarını verdiler. Sonra bu ısrarlı isteklerini Spor Bakanına hatta Başbakana ilettiler. Sonra ne oldu. Bir gün Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz YILDIRIM ve diğer önemli klüp yöneticileri, antrenörler ve bazı futbolcular tutuklandı, dosyada adı geçen kulüplerin idari olarak önemli yaptırımlara maruz kalması olasılığı doğdu, Yasaya destek veren birçok klüp başkanı ve yöneticileri yasadaki yaptırımların hafifletilmesini, bu ortamda klüp idare edilemeyeceğini deklare etmeye başladılar. Şimdi buna ne denir? Ay tutulması mı zihin tutulması mı? İşte bu zihniyetin değişmesi elzemdir. Türk Futbolu bu sancılı süreçten en kısa sürede çıkmalıdır. Eğer ortada yargılama sonucunda bir suç olduğu ortaya çıkarsa sorumlular cezalarını çekmelidir. Bu davanın Türk Futboluna bir yön verebileceğini düşünüyorum.

                    Buradan çıkış elbette ki var. Yeter ki kulüplerimiz ve futbolu yönetenler hatalardan ders alma ve hataları düzeltme konusunda gerekli bilinç değişikliğini gerçekleştirebilsinler. Hatta klüp yöneticiliği ve başkalığı konusunda da yeni bir jenerasyon yaratmamız gerekiyor. Zira Simon KUPER’in o ünlü kitabının adı gibi ‘’FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR.’’

Bu yazı toplam 940 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Aydın Özel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 8148480 | Haber Yazılımı: CM Bilişim